Ken Robinson and Dershane case

ken robinson

Sir Ken Robinson is an educational leader, writer and speaker particularly in issues of creativity and innovation in education. He has a few TED talks and they are the most popular talks with overall viewers over 25 million. He is a very good orator and proposes quite plausible ideas for a better education system.

Okumaya devam et

Pride and Prejudice

pride and prejudice book cover

Occasionally, some of our desires and works remain unfulfilled. Sometimes they are undone, sometimes half-finished. Probably everyone has their own way of organizing themselves. In my case, I cannot say I am immensely organized. I am in the opinion that cultivating a habit albeit less regular is much better than leaving it on the half way. Unfortunately, I have a lot waiting to be revisited. Below review is just one of those. I had read Austen’s novel Pride and Prejudice, then watched the series and composed a reflection over that. Recently, I came to remember that and managed to type what I had written as a draft.

Okumaya devam et

Facebook envy

facebook envy

I have read an interesting article from the Telegraph on the effects of Facebook on how people might feel towards their Facebook friends. The article is based on research data from a report, Envy on Facebook: A Hidden Threat to Users’ Life Satisfaction?, published as a joint study by German researchers from Berlin’s Humboldt University and Darmstadt’s Technical University.

Okumaya devam et

Umrandan Uygarlığa

Karl_Marx

Cemil Meriç’in, Umrandan Uygarlığa kitabını takip ediyorum şu sıralar. Muhtemelen bir-iki güne bitiririm diye ümit ediyorum. Ardından fırsat bulursam, burada genel izlenimlerimi de paylaşmak isterim aslında.

Okurken çok başarılı bulduğum, ilgi duyanlar için de faydalı olabileceğine inandığım yaklaşık iki sayfalık Marx özeti vardı. Kitapta “Marksizm ve Düşüncenin Egzistansiyel Temeli” başlıklı makalesinde Marksizm üzerine güzel bir derleme sunuyor Meriç. Aşağıdaki kısım ise bir nevi meselenin hülasası. Bence başarılı bir özet olmuş.

Okumaya devam et

Saatleri Ayarlama Enstitüsü I

saatleri-ayarlama-enstitusu

“sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün üstünde bütün heyecanlarını paylaşan,yahut masasının üstünde gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber olup bittisiyle yaşayan saat ister istemez sahibine temessül eder, onun gibi yaşamağa ve düşünmeye alışır..” 

Bayağıdır okuduklarım üzerine birşeyler yazamıyorum. Aslında biriken, izlenimlerimi paylaşmak istediğim çok kitap var sırada. Uygun bir zamanda yazarım diye kitapları bile masamın köşesinde tutuyorum hep. Bakalım ne zaman gelecek o uygun zaman (?) Çok daha öncekilerden ziyade en son okuduğum kitap üzerine sıcağı sıcağına birşeyler karalayayım istedim. Kitabı çok sevdim, ve düşündüm de eğer ertelersem bu kitabın da sonu diğer kitaplar gibi hazin olabilir. Belki de bir daha dönülemeyecek şekilde bir köşede bekletilmek.

Çok da kafamda belli bir plan olmadan – genellikle yaptığım üzere- Virginia Woolf’un sıkça başvurduğu bilinç akışı yöntemiyle izlenimlerimi dağınık da olsa aktarayım biraz.

Çalışma hayatının umumi kanunları

Ali Fuat Başgil’in ince ve akıcı kitabını aralıklarla da olsa okuyup bitirdim. Çok duyulmamış birşey söylemese de bazı hakikat ve düsturları hatırlatması itibariyle çok değerli buldum. Her gencin en azından bir kere elinden geçmeli diye düşünüyorum. Başucu kitabı olarak da kullanılıp, arasıra tekrar tekrar karıştırılabilir. Kitabın en son bölümünde Başgil’in verimli çalışma adına çeşitli tavsiyeleri listelenmiş. Farklı sitelerde bu maddelerin bir kısmını bulabilmek mümkün. Ben uzun olmasına rağmen hepsinin burada bulunmasının faydalı olacağı mülahazası ile hepsini paylaşıyorum. Hem kendim de zaman zaman bu prensiplere dönüp şöyle bir gözden geçirebilirim buradan. Herkesin istifade edebilmesi dilekleri ile.

Kaynak: Ali Fuat Başgil (2003) Gençlerle Başbaşa. İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı; 34. Baskı. (s. 59-68)

Okumaya devam et

The Scarlatti Tilt

violin

“It’s very hard to live in a studio apartment in San Jose with a man who’s learning to play the violin.” That’s what she told the police when she handed them the empty revolver.
(from Revenge of the Lawn: Stories 1962-1970)

Today, I happened to partially remember a short story. It was not that easy for me to find what it was, though. I had already lost the name in my mind. I just had some images left. There was a violin, a revolver, and a lady. After some internet search, I finally was able to reach it. Yes, I said, it was Scarlatti Tilt. I had first read this story in one of my Short Story classes. I remember it as the first session of the course if my memory does not mislead me.

Scarlatti Tilt is literally a very short story, written by Richard Brautigan. In spite of its lenght, when we were studying it, we had discussed it for about two hours. This tells a lot about the power of words and imagery. I find this fascinating indeed. Although it is no more than two lines, it tells as much as you can explain in pages. This might be even stronger in the case of a piece of poetry. You can write a paper based on two lines of a poem as well.

At first glance, or read, everything sounds so obvious in Scarlatti Tilt. One might assume that there is a lady who kills a man, because she goes mad with his violin practice. However, with a deeper perception, one realizes it is not as straightforward as it seems. The story has so many gaps in itself, we naturally fall into the trap of filling in those gaps with our personal views, and prejudgments. There is no clear murder scene in the story. We do not really know what has happened exactly, but have some bits and pieces about what happened.

With that short story, one can realize the effect of use of language devices in a literary piece. Imageries amplify the power of the story, and with the help of them the reader pictures the scene in her own world. The open ended nature of the story opens it to the subjective view of the readers. And the significance of title as well as the setting might be other ways of developing the discussion. How important is it that it takes place in San Jose really? I am sure to an American reader San Jose must associate some images that I might not have any idea about. Regarding these, this story is a very enjoyable way of starting a class. This story could be employed as an icebreaker. I do not think it really has to be a short story class. It could be any English course, or even maybe other humanity related subjects. This story teaches us that we actually form many of our ideas based on some bits of pieces, which might not reflect the reality of the whole picture. Taking a more unconventional and questioning view, we could form a stronger perception.

Ali Fuat Başgil, Gençlerle Başbaşa

ali fuat basgil

İlim, maalesef, ameli müstelzim değildir*. İnsan, mesela sigara ve içkinin sıhhat için ne kadar zararlı şeyler olduğunu bilir de bilgisiyle amel edip bu zararlı iptilalardan kolayca vazgeçemez. Zira ilmin kaynağı zeka, amelinki ise iradedir. İrade terbiyesi hakkiyle mahsul verebilmek için, ona erken başlamak lazımdır. İtiyatlar** kökleştikten ve huylar iyice yerleştikten sonra bu terbiye gayet güçleşmekte ve mahsul vermek için Eyüp sabrı istemektedir. (s. 11)

……..

Gönül ister ki, mekteplerimiz, ilkinden yüksek tahsilin sonuna kadar, derece derece gençlere öğrenme ve yetişme yolunda emniyetle yürümenin usulünü öğretsin; çalışıp muvaffak olmanın sırrını göstersin. Mektep bilgi imal eden bir fabrika halinde çalışmasın ve gençlerin yalnız zekaları üzerinde kalmasın, iradeleri üzerinde de dursun ve onların ruhi terbiyelerini yapsın, çünkü insanın kıymet ve kuvveti, bilgisinin genişliğinde olmaktan çok, benliğine sahip ve iradesine hakim olabilmesinde; iyi huylarında ve ruhi terbiyesindedir. İrade ve ruh terbiyesi ise, ayrı bir istir. Bu, ders ve kitap okuyup ezberlemekle elde edilmez. (s. 14)

*Bilmek ve yapabilmek ayrı şeylerdir.

**Alışkanlıklar

Son zamanlarda kitaplar üzerine fazla yazı yazamadığımın farkındayım. Aslına bakılırsa neredeyse her okuduğumla alakalı birşeyler karalamayı çok istiyorum. Ama, zamanımı ayarlamakta zorlanıyorum daha çok. Hala pekçoğu aklımda. Zaman bulursam paylaşmak istiyorum.

Bu kitabı da çok yakın bir arkadaşımın kütüphanesinden buldum. Küçük, ince birşey olması hasebiyle daha da dikkatimi çekti. Biraz içindekilere filan da göz gezdirince, ‘tam bana göre’ diye geçirdim içimden. Daha yeni başladım okumaya, henüz yazarın hayatını ve önsözünü bitirdim. Hemen oturup birşeyler paylaşayım diye düşündüm ardından.

Ali Fuat Başgil’den başarılı bir insan modeli olarak gençlere tavsiyelerde bulunması istenilmiş çeşitli zamanlarda. Başgil de daha sonraları bu seminer ve konferans konuşmalarını biraz daha geliştirerek yazıya aktarmış. Ve iyi ki aktarmış diyorum, bu vesile ile bizler de istifade edebiliyoruz bu zengin dimağdan.

Başgil yüksek tahsilini yurtdışında tamamlamış. Ardından Türkiyede çeşitli üniversitelerde akademisyenlik yapmış bir hukuk profesörü. Akademik dünyada ordinaryüslüğe kadar bütün merdivenleri tırmanan Başgil, hayatının ilerleyen safhalarını da siyasete adamış.

Başgil’in önsözünde en çok dikkatimi çeken- yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere- iradenin terbiyesine yaptığı vurgu oldu. Birçok yerde ilim ile amel arasındaki sıkı münasebete dair pekçok şey okuyabiliyoruz. Pekala denilebilir ki pratik olmadan teorinin pek de fazla kıymeti harbiyesi yoktur. Öbür taraftan bunu çok iyi bilenlerde bile, bu mesele üzerinde kafa yoranlarda bile bu denklemin her zaman çok da sağlıklı olarak işlemediğini farketmekteyiz. Ve Başgil’e göre bunu aşmanın, bilgi ve aksiyon arasında tutarlı bir ilişki kurmanın yolu irade ve ruh terbiyesinden geçmekte. Aslında bu, bir yönüyle karakterli, kendisiyle barışık, içi-dışı bir insan olmanın da yolu aynı zamanda.

Şimdilik bu kadar gevezelik yeterli olsa gerek. İlerleyen kısımlarla alakalı düşüncelerimi de paylaşmak isterim, tabi uygun bir zaman ayarlayabilirsem.

Kaynak: Ali Fuat Başgil (2003) Gençlerle Başbaşa. İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı; 34. Baskı.

Education as Dialogue

teacher student

“(…) if we contemplate the increasing fragility, inequality and instability of our world as a whole, and believe that these are not only unacceptable in themselves but are also, as a matter of fact, contrary to the national interest – because like first class passengers in an aircraft crash, in a global catastrophe no country remains immune – then education will need to espouse very different priorities: moral no less than economic, holistic rather than fragmented, and collective rather than individualistic.” (p. 9)

Education as Dialogue is an extended version of a public lecture given by Robin Alexander in Hong Kong in 2005. Robin Alexander is well-known for his research and publications in education, particularly on policy, curriculum, pedagogy, primary education and international comparatives. He directed the Cambridge Primary Review, an evaluation of primary education in England and also offering suggestions for the future.

Okumaya devam et